PANDORA’NIN KUTUSU: Einstein Pişman mı?
Yazan: Dr. M. Selçuk Sancar
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın (NPT) 2021 yılı Ağustos ayında tertiplenmesi öngörülen Gözden Geçirme Konferansı öncesinde, (https://www.reachingcriticalwill.org/disarmament-fora/npt/2020) nükleer silahların gerek vahametinin, gerek askeri caydırıcılık açısından değerlendirilmesinin faydalı olacağı görüşündeyim. Halen, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde mihenk taşı konumundaki NPT üzerindeki sonsuz tartışmalar, daha henüz bu yılın başında yürürlüğe giren “Nükleer Silahların Tümden Yasaklanması Antlaşması (TPNW)” (https://www.un.org/disarmament/wmd/nuclear/tpnw/) ile birlikte daha da alevlenmiş görünmekte.
Başlıca nükleer güçlerin dahil olmadığı bir uluslararası Antlaşma’nın (TPNW) olası katma değerinin tartışması bu makalenin gücünü aşmakta ve elbette başka bir çalışmayı hak etmekte. Bu nedenle şimdilik, sadece nükleer silahların askeri caydırıcılığı konusunu ele almak yararlı olabilir.
Askeri caydırıcılık uluslararası güvenlik ve savunmanın ana ilkesi : Ülkenizi ve nüfüsunuzu olası tehlike ve risklerden korumak için kaydadeğer caydırıcılığınızın bulunması gerek; öyle ki, hasımlarınız, misillemeyi göze alamasın!
Bu köpeğe dokunabilmek kimin haddine?
Şimdi, nükleer silahların caydırıcılığına geçelim:
Köpek ısırığının sonuçlarına katlanılabilir, tedavi edilebilir; ancak atom bombasınınkine asla! Nükleer silahlar devasa güçlerini bölünme (fission) ve/ veya birleşmeye (fusion) dayalı tepkimelerden almakta. Bu tepkimeler küçücük miktarlardaki maddelerden elde edilmekte. Atom bombalarının ani ve zamana yayılan etkileri ise adeta dudak uçuklatıcı: Bir nükleer patlamanın hemen akabindeki kitlesel zulüm kelimelerle anlatılabilecek gibi değil elbet. Sadece, gelecek nesilleri zehirleyen kromozom bozuklukları, lösemi ve kan kanseri gibi zamana yayılan etkiler bile vicdanımıza dokunmakta!
Örneğin, 1945 yılında “Hiroşima” ve “Nagazaki” ye atılan atom bombalarının ani etkileri 200.000 sivilin derhal ölümü ve gelecek nesillerin zehirlenmesiyle sonuçlanmıştır. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan “Şişko Adam (Fat Man)” ile “Oğlan Çocuğu (Little Boy)” adlı bombalar sadece kedi yavrusuydular. Günümüzde maalesef dev kaplanlar mevcut.
Bölgesel düzeydeki bir nükleer çatışmanın yol açacağı korkunç iklim değişiklikleri on yıllarca sürecek ve tarım biteceği için açlık baş gösterecek. Topyekun nükleer çatışmanın sonucu ise çok açık: Nükleer kış ve insanlığın sonu! Soğuk savaş yıllarında bu durum “karşılıklı mutlak imha” anlamında “Delilik Doktrini” olarak anılmaktaydı. (MAD Doctrine: Mutually Assured Destruction). (https://en.wikipedia.org/wiki/Mutual_assured_destruction)
Silahların kontrolüne yönelik çabalar sayesinde, soğuk savaş yıllarının ardından gerçekleştirilen bazı indirimler sözkonusu olsa da, nükleer tehdit hala taş gibi ağır. O dönemin “Delilik Doktrini” şimdilerde genç kuşaklarımızı başında Demokles’in Kılıcı (https://en.wikipedia.org/wiki/Damocles) gibi sallanan “Çılgınlık Doktrini” ne indirgenebilmiş durumda sadece. Genç kuşaklarımızın bu sınır tanımayan riskten uzak tutulmaları gerektiği kanaatindeyim.
Bu aşamada, bilimin çift-kullanımlı teknolojiler gerçeği giriyor işin içine:
Kült seri filmler arasında yer edinen “Yıldız Savaşları”nın hayranlarının yakından bildiği gibi, “Gücün” hakimiyet sevdalısı karanlık yönü ile insanlığın hizmetindeki aydınlık yönü her daim karşı karşıya gelmektedir. Gücün aydınlık yönünü seçen Jedi Şövalyeleri ile karanlık yola meyleden Sith Lordları (en ünlüsü hakimiyet uğruna gücün karanlık tarafına kanan Darth Vader’dir) arasındaki sonsuz mücadele ebede kadar sürecektir.
Esasen, bilimin insanlığın hizmetindeki aydınlık yönünün önemi biyoloji ve kimya için de geçerli! Ancak, şimdiki kısa çalışmamızı aşan bu konunun ilerleyen dönemde takipçisi olmak niyetindeyim.
Nükleer bilmin babası Einstein’ın “kütle-enerji denklemini” kurarken gücün karanlık yönünü deştiğine inanmadım hiçbir zaman: Zaten ünlü filozof Bertrand Russel ile birlikte 1955 yılında yayınlanan ortak bildiride, nükleer silahların olağanüstü tehlikelerine dikkat çekilmiş ve evrensel ölümlerin önlenebilmesi amacıyla dünya liderlerinin uluslararası anlaşmazlıklara barışçıl yollarla yaklaşmaları önerilmiştir. (https://www.atomicheritage.org/key-documents/russell-einstein-manifesto).
Einstein’ın pişmanlık duyup duymadığını bilemiyoruz. Ancak, Pandora’nın kutusu Einstein olmasa da her hal ve karda açılacaktı! İnsanoğlu eninde sonunda gücün karanlık yönünü elbet keşfedecekti. Günümüzdeki temel sorun, gücün insanlık yararına meşru amaçlarla kullanılmasıdır.
Buradan hareketle, altın değerindeki sorumuz, nükleer-biyoloji-kimya (NBC) bilimlerinin “çift-kullanımlı teknolojilerinin” kontrolü olsa gerek; Jedi şövalyelerinin mi yoksa Sith lordlarının yolunu mu seçeceğiz? “Uluslararası İnsancıl Hukuk” ve “Silahlı Çatışma Hukuku” sivillerin askeri harekatların tehlikelerinden korunmasını şart koştuğundan, kitle imha silahları (KİS) gayrımeşrudur. Ne mutlu elleri temiz olana ve KİS’leri hiçbir surette kullanmamışlara!
Pandora’nın kutusunun halen açık olduğunun ve kutuyu kapatmaya yönelik her türlü iyi niyetin bilincinde olmamız dileğiyle.