SİLAHLARIN KONTROLÜ VE SİLAHSIZLANMA ENSTRÜMANLARINA KISA BİR BAKIŞ
Yazan: Ramazan Ercan
SİLAHLARIN KONTROLÜ VE SİLAHSIZLANMA ENSTRÜMANLARINA KISA BİR BAKIŞ
KONVANSİYONEL SİLAHLAR
Konvansiyonel alandaki enstrümanların başlıcaları Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (AKKA), Viyana Belgesi (VB) ve Açık Semalar Antlaşması (ASA)’dır. Her üç rejimin karar organları Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde bulunmaktadır.
Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi (BKSS), Kara mayınlarının yasaklanmasını düzenleyen Ottava Sözleşmesi ve Demet Nitelikli Mühimmat Sözleşmesi (DNMS) (Cluster Munitions) bu alandaki diğer enstrümanları oluşturmaktadır.
Soğuk savaşın ertesinde, 19 Kasım 1990’da, Kuzey Atlantik Konseyi Paktı (NATO) ile Varşova Paktı (VP) ülkeleri, beş kategorideki konvansiyonel silahların (Tank, Topçu silah sistemleri, Zırhlı Muharebe Araçları, Savaş Uçakları ve Taarruz Helikopterleri) her iki taraf için sayısal olarak sınırlandırılması ve fazla silahların imhası için Avrupa güvenliğinin köşe taşı olarak da bilinen AKKA’yı imzalamışlardır. Bu çerçevede, Taraf Devletler, sayısal sınırlama, bilgi değişimi ve doğrulama rejimleri tesis edilmiştir. Ancak, zaman içerisinde NATO’nun genişlemesi ve aralarında Polonya, Macaristan, Çekoslovakya (Şimdiki Çekya ve Slovak Cumhuriyeti) ve Baltık ülkelerinin de bulunduğu eski Varşova Paktı ülkelerinin NATO’ya katılmaları Antlaşmadaki dengeleri bozmuş ve bozulan dengeyi bir ölçüde yeniden tesis edecek bölgesel ve ulusal tavanlar, geçici konuşlandırma gibi konuları düzenleyen AKKA Uyarlama Antlaşması 1999 Kasım ayında İstanbul’da düzenlenen AGİT Zirvesi marjında imzalanmıştır. Ancak, Antlaşma Rusya Federasyonu’nun (RF) Zirve’de kabul edilen İstanbul yükümlülükleri arasında bulunan Gürcistan ve Moldova’daki askeri varlığını tamamen çekmemesi üzerine dört Taraf Devlet (RF, Kazakistan, Belarus ve Ukrayna) hariç diğerlerince onaylanmamış ve yürürlüğe girmemiştir.
RF, 2007 yılında Antlaşmanın uygulanmasını silah sayılarındaki bozulan dengeyi öne sürerek Antlaşmayı askıya almış, 2015 Mart ayında ise, karar organı olan Ortak Danışma Grubu toplantılarına katılmama kararı almıştır. ABD ve 21 NATO ülkesi de mütekabiliyet çerçevesinde 2011 yılında Antlaşma’nın uygulanmasını RF’ye yönelik olarak askıya almışlardır.
1992 yılında imzalanan ve 2002 yılında yürürlüğe giren ASA ise, Taraf Devletlere birbirleri üzerinde gözlem uçuşu yaparak topraklarındaki askeri birlik hareketlerini gözleme imkanı veren bir rejimdir. Ancak, RF’nin müdahalesi ile Gürcistan’dan ayrılan Abhazya ve Güney Osetya üzerinde gözlem uçuşu gerçekleştirilememesi ve bazı teknik hususlar konusunda RF ile anlaşmazlıklar neticesinde ABD, 2020 yılı sonunda Antlaşma’dan çekilmiştir. RF ise, 2021 yılı başında Antlaşma’dan çekilmek için iç değerlendirme sürecini başlattığını, ABD’nin ASA’ya dönmemesi durumunda değerlendirme sürecini tamamlayarak ilkbahar sonunda Antlaşma’dan ayrılacağını duyurmuştur.
Konvansiyonel alanda diğer bir rejim olan VB ise, tüm AGİT coğrafyasında istikrar ve güvenliğe katkı sağlamak amacıyla 1990 yılında geliştirilen bir Güven ve Güvenlik Arttırıcı Önlemler (GGAÖ) belgesidir. Belge; Bilgi Değişimi, Savunma Planlaması, Risklerin Azaltılması, Hava üsleri ve yeni silah sistemleri için ziyaretler, Belirli Askeri Faaliyetlerin Önceden Bildirilmesi, Askeri Faaliyetlerin Gözlemlenmesi, Yıllık Faaliyetler, büyük askeri faaliyetlerin sınırlandırılması, denetim ve değerlendirme ziyaretleri gibi GGAÖ’ler içermektedir.
Belge, 1992, 1994, 1999 ve 2011 yıllarında dört kez gözden geçirilmiş ve güncellenmiştir. Viyana Belgesi-2011 uyarınca, Belge’nin her beş yılda bir güncellenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda 2016 yılında güncellenmesi gereken Belge, RF’nun, NATO’nun ülkesini çevreleyen faaliyetlerine son vermediği müddetçe güncelleme çalışmalarını desteklemeyeceğini açıklamasıyla güncellenememiş, Belge işlevselliğini kaybetmeye başlamıştır.
Kara mayınlarının kullanımını, stoklanmasını, transferini ve üretimini yasaklayan ABD, RF, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan ve Pakistan’ın taraf olmadığı Ottava Sözleşmesi’nin (1999) uygulanmasında (kara mayınlarının temizlenmesi ve imhası) ise, konvansiyonel alanda bir başarıdan söz edilebilir. Bugüne kadar 50 milyonun üzerinde mayın imha edilmiştir. Aynı şekilde DNMS’nin uygulanmasında da önemli bir mesafe kaydedildiği söylenebilecektir.
NÜKLEER SİLAHLAR
Nükleer alandaki başlıca enstrümanları ise, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT), Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması (CTBT), Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW) oluşturmakta, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF) ve Yeni START (New START) bu alandaki ikili düzenlemeleri teşkil etmektedir.
Nükleer silah ve teknolojisinin yayılmasının önlenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl olarak kullanılmasını amaçlayan NPT, 1970 yılında yürürlüğe girmiş, 1995 yılında süresiz olarak uzatılmıştır. Her beş yılda bir yapılan Gözden Geçirme Konferanslarında nükleer silahsızlanma, yayılmanın önlenmesi ve nükleer enerjinin barışçıl kullanılması hususları gözden geçirilmektedir.
Son başlıkta özellikle P5+1 ya da E3+3 (ABD, RF, İngiltere, Fransa, Çin Halk Cumhuriyeti ve Almanya) ile İran arasında 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) İran’ın nükleer faaliyetlerini kontrol altında tutmayı hedeflemektedir. ABD, İran’ın KOEP’e uymadığı gerekçesiyle 2018 Mayıs ayında İran Nükleer Anlaşması olarak da bilinen KOEP’den çekildiğini duyurmuş, ancak ABD’nin yeni yönetiminin KOEP’e dönmek için başlattığı çalışmalar devam etmektedir. Bu alanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) rolü önemli bulunmaktadır.
RF ve ABD arasında karadan fırlatılan orta menzilli füzelerin (500-5500 km) imhasını düzenleyen 1987 tarihli INF ise, 2019 yılında ABD’nin, RF’yi Anlaşma’ya uymamakla suçlayarak Anlaşmadan çekilmesiyle son bulmuştur.
Bununla birlikte, ABD ve RF, nükleer silahların azaltılması konusunda 2011 yılında Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşmasını (START) imzalamışlardır. Söz konusu Antlaşma nükleer başlıklar ve balistik füzeleri kapsamaktadır. Antlaşma, denetim, doğrulama ve bilgi değişimi rejimlerini de içermektedir. Dünyadaki nükleer başlıkların yüzde doksanını elinde bulunduran ABD ve RF’nin bu Antlaşmayı devam ettirmesi hayati önem taşımaktadır. Nitekim, 2021 Şubat ayında beş yıllık bir süre için Antlaşma yeniden uzatılmıştır.
NPT’ye taraf olan (ABD, RF, İngiltere, Fransa, Çin) ülkeler ile Hindistan, Pakistan, İsrail ve K. Kore nükleer silah sahibi ülkelerdir. Nükleer Silahların büyük bir bölümünü ABD ve RF’nin nükleer başlıkları oluşturmaktadır. Bu iki ülke arasında Yeni START Anlaşması çerçevesinde nükleer silah başlık sayılarının azaltılması konusunda belirli bir aşama kaydedilmiştir. Ancak, bu ülkeler aynı zamanda nükleer silahlarının modernizasyonu için savunma bütçelerine kaynak aktarmaya devam etmektedirler.
Öte yandan, Cenevre’de faaliyet gösteren Silahsızlanma Konferansı’nda (CD) nükleer silah yapımında kullanılan çekirdeği bölünebilir maddelerin imhası konusunda görüş ayrılıkları sürmektedir.
Bununla birlikte, nükleer alanda, nükleer silahlardan arındırılmış bölgelerin tesisi gibi bazı başarılardan söz etmek de mümkündür. Latin Amerika ve Karayipler (1967), Güney Pasifik (1985), Güneydoğu Asya (1995), Afrika (1996) ve Orta Asya (2006), nükleer silahların üretilmesini tedarik edilmesini, test edilmesini ve sahiplenmemeyi taahhüt etmişlerdir.
2021 yılının başında yürürlüğe giren, nükleer silah sahibi ülkelerin oylamasına katılmadığı TPNW, nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılmasını öngören diğer bir enstrümandır.
Nükleer madde ve teknoloji transferinin önlenmesi ve nükleer silahsızlanmanın doğrulanması ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı bu alandaki diğer çalışmaları teşkil etmektedir.
KİMYASAL VE BİYOLOJİK SİLAHLAR
Bu alandaki enstrümanlar, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC) ve Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BWC)’dir.
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ) bünyesinde oluşturulan denetim mekanizması sayesinde KSS sorunsuz bir şekilde işlemektedir.
BSS çerçevesinde denetim mekanizması tesis edilmesi konusunda ise, Taraf Devletler arasında fikir ayrılıkları devam etmektedir.
SONUÇ OLARAK;
Konvansiyonel silahların kontrolü ve silahsızlanma alanındaki Antlaşma, Sözleşme ve Güven ve Güvenlik Arttırıcı Önlemler konusundaki kazanımların erozyonu devam etmektedir.
AKKA’nın 2007 yılından beri tam olarak uygulanamaması ve hem Viyana Belgesi hem de Açık Semalar Antlaşması'nın seçici olarak uygulanması, Avrupa-Atlantik güvenliğini olumsuz yönde etkilemektedir.
Avrupa’nın yeni güvenlik ihtiyaçları, silah teknolojisindeki gelişmeler ve yeni nesil silahlar da göz önünde bulundurularak başta AKKA olmak üzere, söz konusu rejimlerin gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Nükleer alanda ise, Nükleer devletlerin NPT’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeleri, ABD’nin Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na dönmesi ve Yeni START’ın devamı küresel güvenlik bakımından önem taşımaktadır.